Bir restore tasarımı

Bizans mimarisinin en görkemli anıtlarından olan ve Bizans İmparatorluğu boyunca hükümdarların taç giydiği, başkentin en büyük kilisesi olarak katedral Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkenti Konstantinopolis’te (İstanbul) Bizans İmparatoru II.Constantius tarafından kentin merkezi caddesi olan Mese’de (şehrinin ana yolu ve Bizans İmparatorluğu’nda kullanılan protokol yolu) yapılmış ve M.S. 360’ta törenle açılmıştır.

Önden arkaya doğru aynı yerde yıkılıp yeniden yapılan üç kilise İlk yapılan Theodosian Basilica, 537 yılındaki Hagia Sophia ve 557 yılında yeniden yapılan Hagia Sophia.

yapılan üç kilise: İlk yapılan Theodosian Basilica, 537 yılındaki Hagia Sophia ve 557 yılında yeniden yapılan Hagia Sophia.

İlk yapıldığında Büyük Kilise (Megale Ekklesia) olarak bilinen yapı , 5. yüzyıldan itibaren ise Ayasofya (Kutsal Bilgelik) olarak tanımlanmıştır. Kilise M.S. 404’te yangın geçirmiş,yangından sonra , II.Theodosios tarafından imar edilmiştir. Hagia Sophia adına kaynaklarda ilk kez 430 da ratlanır. I. Justinianus zamanında M.S. 532 yılında Miletli İsidoros ve Trallesli Anthemius’un yönetiminde inşasına başlanmış ve yapı M.S. 537′ de törenle açılmıştır. I. Justinianus dönemi yapının büyük bölümü ayakta kalmıştır.

Ayasofya 1900 dolayları fotoğrafı

Ayasofya 1900 dolayları fotoğrafı

Planı kareye yakın olan bazilikanın kubbesinin her iki ucunda yarım kubbeler vardır.Bazilika sütun sırasıyla üç çeşide ayrılmıştır.Yan geçitler ve nartheksin (kiliselerin ön cephesinde bulunan giriş bölümü) üstünde galeriler vardır.Yapının M.S. 558’de çöken orjinal kubbesi Genç İsidoros tarafından ilkinden 7 m daha yüksek yapılmış ve bazilika 562’de tekrar takdis (kutsama) edilmiştir.

Hagia Sophia da ayinle ilgili mimari unsurların arasında, üstünde ciborium (kilisede kutsanmış ekmek kabı) olan bir altın altar(sunak) , 12 sütunlu bir mihrap perdesi ve buna kapalı bir geçitle (soleo) bağlanan yüksek bir ambo (Vaiz kürsüsü) bulunur.Bu unsurların çoğunda gümüş kaplamalar bulunurdu.
Hagia Sophia’nın çevresindeki yapılar şunlardır;
Batıda sütunlu bir atrium; Kuzeyde bir vaftiz yeri,Kuzeydoğuda bir skeuophylakion (Hazine Dairesi),

aya 60

Skeuophylakion (Hazine Dairesi)

Ayasofya’nın kuzeydoğu köşesinde yer alan yuvarlak ve üstü kubbeli yapı skeuphylakion Doğu Roma Dönemi’nde kutsal eşyaların saklandığı Hazine Dairesi, Osmanlı Döneminde ise Ayasofya İmarethanesi’nin erzak deposu olarak kullanılmıştır.

Kubbe , yarı kubbe ve apsisi

Kubbe , yarı kubbe ve apsisi

Güneyde M.S. 567-77’de yapılan bir saray,imparatorluk dönemlerinde önemli bir rol oynamış olan Hagia Sophia’nın güneydoğu köşesindeki bir geçit yapıyı Büyük Saray’a bağlardı.Yapı da imparatora tahsis edilmiş iki oda (metatoria) bulunurdu.Duvarların mermer ve opus sectile (Mimari anlamda büyük parçalı yer döşemesi tekniğine verilen isim) bezemeleri iyi korunmuştur. I.Justinianus dönemi mozaik bezemelerinin çoğu nartheksin kemerlerinde ve kenar koridorlarında görülür. İkonakırıcılıktan sonra yapılan figürlü mozaiklerin bir kısmı korunmuştur.1989’da bulunan doğu kemerindeki mozaiklerin konuları arasında John V. Palaiologos,Meryem ve Vaftizci Yahya vardır. Ayasofya, Fatih Sultan Mehmed’in 1453’te İstanbul’u fethetmesiyle camiye çevrilen camiye çevrilen yapı günümüze kadar birçok tamirattan geçmiştir.

kuzey doğu pandantifinde uzerinde (altı kanatlı melek)

kuzey doğu pandantifinde uzerinde (altı kanatlı melek)

Kubbe Melek Tasvirleri
Pandantifler üzerinde birbirilerine tam eş olmayan dört melek figürü işlenmiştir. Bu melekler Cennette Tanrı’nın Tahtı’nı koruduğuna inanılan, bir baş ve altı kanattan oluşan, Seraphim betimleridir. Doğuda yer alan melekler mozaikten yapılmış, batıdaki iki melek ise Doğu Roma Döneminde bozulmuş ve fresko olarak yenilenmiştir.Pandantiflerde yer alan melek figürlerinin yüzleri Osmanlı dönemi’nde yıldız biçimli madenî bir kapak ile kapatılmıştır. 2009 yılında kubbede yapılan mozaik onarımları sırasında, kuzeydoğudaki melek tasvirinin yüzünü örten kapak açılarak, meleğin yüzü ortaya çıkartılmıştır. İnanca göre Azrail, imparatorların ölümlerini, Mikail düşman saldırılarını, Cebrail ve İsrafil ise olacak olayları haber vermekte.

kilisenin inşaatı tasviri ( 14. yüzyıl )

kilisenin inşaatı tasviri ( 14. yüzyıl )

Mermer Kapı

Cennet cehennem kapısı

Üst güney galeri

Güney galeride daha fazla görülecek yerler vardır. Burası kapı tarzında bir mermer blok ile ikiye bölünmüş. Bir bölüm cennet diğer bölüm cehennem. Muhtemelen ortada bir kapı vardı. Bu bölmenin adı Cennet ve cehennem kapısı.

Başka bir Helenistik yapıdan getirildiği sanılan bu mermer kapıyı synod (Kilise Konsülü) üyeleri kullanırdı. Bu bölüm din adamlarına ayrılmıştı. Toplantılarını bu bölümlerde yaparlardı.

Bu galeride taşıyıcı kolonun iç tarafında sağ tarafta küçük bir şapel var. Hala bazı mozaikleri gözüküyor. Bir hiristiyan inanışına göre Türkler 1453’de İstanbul’u alıp Ayasofya’ya girdiklerinde bu şapel de dua eden bir papaz yok olmuş.

aya 92

Duvarın alt bölümünde Venedik dükü Enrico Dandolo’nun mezarını gösteren mermer bir plaka var. Enrico Dandolo 1195’den öldüğü 1205 yılına kadar Venedik Dükü olarak kalmıştı. Gençliğinde Bizans’da elçiyken kör edildiği ve bu hınçla yıllar sonra 90 yaşındayken, 4.Haçlı seferini İstanbul’a doğru yönelten kişi olduğu söylenir. Latin işgali sırasında istanbul’da ölmüş ve Ayasofya’ya gömülmüştür.

4.Haçlı seferi (1202-1204) Mısır ve Suriye ye hakim Eyyübiler tarafından işgal edilen Kudüs’ü kurtarmak için düzenlenmişti. Doğrudan Eyyübi başkenti Kahire’ye saldırılacaklardı. Venedik şehri ücreti karşılığı 4.Haçlı seferine gemi hazırlama ve nakliye işini üstlenmişti. Haçlılar paralarını ödemeyince, Venedik dükü zararını karşılamak için Zara(Hırvatistan) şehrinin yağmalanmasını önerdi. Bu şehirde Haçlılar bir önceki Bizans İmparator’unun oğluyla karşılaştılar. Aleksios Angelos eğer amcasının yerine Bizans tahtına geçmesine yardımcı olurlarsa Venediklilere önemli miktarda bedel ödemeyi teklif etti. Bu anlaşmayla Venedik dükü komutasındaki Haçlılar İstanbul’u işgal edip 3 gün yağmaladılar. Angelos’da vaat ettiği bedeli Venediklilere ödedi. Venedikliler burada bir Latin devleti kurup 50 yıl hüküm sürdüler.

aya 118

yapıda Efes Artemis Tapınağı’ndan getirilen sütunların neflerde, Mısır’dan getirilen 8 adet porfir sütununun ise yarım kubbeler altında kullanıldığı bilinmektedir. Yapıda 40 tanesi alt galeride, 64 tanesi ise üst galeride olmak üzere toplam 104 adet sütun bulunmaktadır.

Ayasofya eski kilisenin kalıntıları

Ayasofya eski kilisenin kalıntıları

aya 67

Ayasofya bahçesinde birçok arkeolojik kalıntı bulunur. Bunlardan doğu tarafındaki Fatih medresesinin kalıntılarıdır. Ayasofya girişinin hemen yakınındaki kalıntılar ise İmparator II.Theodosius döneminde yapılan Ayasofya’dan kalmadır. 2 metre derinliğindeki çukurda bazı merdiven basamakları, kemerleri yer alır.

Ayasofya imparator Theodosius II dönemi eski bazilika, kalıntıları

12 havariyi temsil eden kuzu kabartmalı friz (Eski Yunan ve Roma yapılarında taban kirişiyle çatı arasında kalan üzeri boydan boya kabartmalarla süslü bölüm)

aya 126

Vaftiz Havuzu
Ayasofya’nın inşa edildiği Justinianus Dönemi 6. yüzyıl ve bir iddiaya göre önceki dönemlerden kalma vaftizhane 1453’ten sonra camiye çevrilen Ayasofya’nın iç aydınlatmasında kullanılan kandillerin yağ deposu olmuştur. 1639’da vaftizhanenin içindeki büyük “Vaftiz Havuzu” vaftizhane avlusuna çıkartılmış vaftizhane alanı Sultan 1. Mustafa’nın buraya gömülmesiyle türbeye dönüştürülmüştür. Ayasofya’nın 1935’de müze olarak faaliyete geçmesinden sonra 1943’de avlu bölgesinde yapılan araştırma kazısında yekpare mermerden oyulmuş vaftiz havuzu ortaya çıkarılmıştır.

aya 42

1453’de Türkler İstanbul’u aldığında Ayasofya çok kötü bir durumdaydı. Pis ve bakımsızdı. Mimar Sinan’ın 16. yüzyılda eklediği payanda duvarları, 1847–1849 yılları arasında İtalyan asıllı İsviçreli Mimar Fossati kardeşlerin ve 1930’dan itibaren yapılan diğer restorasyonlar ve kubbenin demir kuşak ile çevrilmesi önemli tamirlerdi.

Omphalion İmparator taç giyme yeri

aya 86

Müezzin locasının önündeki yuvarlak mermer parçalarıyla kaplanmış alana Omphalion (navel of the earth) denirdi. İmparatorların taç giyme yeriydi.

Bunun her iki tarafındaki nave’de taş panellere işlenmiş resimler vardır. Bu panellerin bazıları da imparator kapısının iç tarafındadır. Kapının sağında ve solunda stilize edilmiş yunuslar ve Poseidon’un domuzu yuvarlak desenlerle birlikte resmedilmiştir. Bu iki panelin arasında Altar figüru vardır. Kolonların arasındaki perdenin arkasında da haç sembolü görülür.

Bunun her iki tarafındaki nave’de taş panellere işlenmiş resimler vardır. Bu panellerin bazıları da imparator kapısının iç tarafındadır. Kapının sağında ve solunda stilize edilmiş yunuslar ve Poseidon’un domuzu yuvarlak desenlerle birlikte resmedilmiştir. Bu iki panelin arasında Altar figüru vardır. Kolonların arasındaki perdenin arkasında da haç sembolü görülür.

Bazı mozaik tasvirleri Fossati kardeşlerin Çizimi

Bazı mozaik tasvirleri Fossati kardeşlerin Çizimi

Üst batı galeride İmparatoriçe locası

aya 90

Üst batı galeride görmeye değer tek yer yeşil mermer kaplı İmparatoriçe locasıdır. Üst kattaki ilk bölüm yarım kemerlerle üstü örtülmüş Gynekoion denilen kadınlara ayrılmış bölümdür. Bu bölümde 3 kemer ve 2 yeşil kolonun arasından ana bölümü gören yer İmparatoriçe locasıydı.

Tüm üst galerilerin önyüzlerinde önü ve arkası süslemelerle kaplı mermerler var. Bu mermerler üzerinde, yüzyıllardır Ayasofya’yı ziyaret etmiş önemli kişilerin ithafları görülebilir. Vikinglere ait olan bile var. Bu galeriye bakan kapı, bir zamanlar burada yaşayan din adamlarının odalarına gidiyor. Şimdi ikonlar için depo olarak kullanılıyor. İçlerinde patriklerin mozaik resimleri var. Çoğu kötü durumda.


Adriaan reland dan Ayasofya (1676-1718)

 

 

 

 

 

 

 

Adriaan reland dan Ayasofya (1676-1718)

 

aya 112 (1)

 

 

 

 

Terleyen sütun

Ayasofya’nın mermer kaplı duvarları dışındaki tüm yüzeyler birbirinden güzel mozaiklerle süslenmiştir. Mozaiklerin yapımında altın, gümüş, cam, pişmiş toprak ve renkli taşlardan oluşan malzemeler kullanılmıştır. Yapıdaki bitkisel ve geometrik mozaikler 6. yüzyıla, tasvirli mozaikler ise ikonaklazma (Tasvir Kırıcılık Dönemi 730- 842) sonrasına tarihlenir.

Ayasofya Doğu Roma Döneminde İmparatorluk Kilisesi olması nedeniyle İmparatorların taç giyme merasimlerinin yapıldığı mekândı. Bu sebeple Ayasofya’da ana mekanın (naos) sağında bulunan, renkli taşlardan yuvarlak ve geçmeli desenli yer döşemesi (omphalion), Doğu Roma İmparatorlarının taç giydiği bölümdür.

Ayasofya’da Viking Yazısı

aya 121

 

 

 

 

 

Güney galerinin orta kısmında, mermer korkulukların üzerinde Vikinglerden kalma bir yazı bulunmaktadır. 9. yüzyıla ait olduğu tespit edilen bu yazıda , “Halvdan buradaydı” ibaresi yazılıdır. Yazının Doğu Roma Dönemi’nde orduda paralı asker olarak çalışan bir Viking askeri tarafından yazıldığı düşünülmektedir. Savaşçı kişilikleri ile bilinen ve İstanbul’a gelen bir grup Viking, burada İmparatorluğun isteği ile çoğunu kendilerinin oluşturduğu “Varangian” adlı muhafız alayına katılmışlardır. Bu birlik yaklaşık iki yüz yıl İmparatorluğun dört bir yanında, saray adına çetin savaşlara katılarak ün yapmıştır.

Güney Giriş kapısı Horologion ve Constantine-Justinian Mozaiği

Güneybatı giriş mozaik

Ayasofya’ya güneyden, şimdi çıkış kapısı olarak kullanılan ve Horologion denilen, bronz bir kapıdan girilirdi. Girişte alt kat imparator korumalarının beklediği yere geldiğinizde kapının üzerinde kente çok şey katan iki imparator ve Meryem ile Çocuk İsa yer almaktadır.

Kapının bronz kanatları İmparator Theophilus tarafından 838 yılında Tarsus’daki bir tapınaktan getirilmiştir. Bu kapı üzerindeki helenistik döneme ait kaplamalar 1204 latin işgalinde yağmalanıp Avrupa’ya götürüldü. Kapının üstünde Constantine I nin Meryem’e İstanbul maketini, Büyük Justinian’ın da Ayasofya maketini verdiği mozaik vardır.

Buradaki mozaik Basil II (968-984) döneminde yapılmıştır. 1849 yılında Fossati’nin restorasyonları sırasında bulunmuştur. Meryem iki büyük imparator Constantine I ve Büyük Jüstinian arasında resmedilmiştir. Meryem tahtta oturmakta, kucağına ise çocuk İsa’yı almış. Meryem’in ayakları, gümüş mozaikler ve kenarları değerli taşlarla kaplı bir platforma basıyor. Meryem Bizans sanatında hep koyu mavi giysiler içinde resmedilmiştir. Mozaikte Meryem’in başı hizasında MP ve OY sembolleri vardır. Bu sembollerin anlamı ‘ The Mother of God’. Annesinin kucağında oturan çocuk İsa takdis(kutsama) işareti yaparken diğer elinde bir rulo tutuyor. Suratındaki ifade bir çocuktan çok bir yetişkin ifadesi.

Meryem’in solunda imparator Constantine Meryem’e Ayasofya’nın maketini sunuyor. İmparatorun arkasında altın mozaikler üzerine koyu mavi harflerle yukarıdan aşağıya doğru yazılmış yazıda: ‘Azizlerin arasında Büyük İmparator Contantine’ yazmaktadır. İstanbul’a ve Roma dünyasına hiristanlığı getiren Constantine yaşadığı 4. yüzyıl değil mozaiğin yapıldığı 10. yüzyıl kıyafetleri içerisindedir. Meryem’in sağında ise İmparator Büyük Justinian (527-565) duruyor. İmparator bakire Meryem’e Ayasofya’nın maketini sunuyor. İmparator Justinian’ın arkasında ‘Yüce imparator Justinian‘ yazmakta…

626 da Avar’ların şehri kuşatıp halkın dehşet ve korku içerisinde kaldığı dönemden beri Meryem şehrin kurtarıcısı olarak kabul edilmişti..

Bu mozaik, Yeni Roma’nın kurucusu ile Ayasofya’yı ve bu kilisenin kurucusunu birbirinden ayrılamaz şekilde bağlamaktadır. İmparatorlar, Ortaçağ Bizans imparatorluk kıyafeti giymektedirler. Mevcut dört adet yüzün hepsi de gerçekçi, ince ayrıntılara ve nüansa sahiptir. 10.yüzyıl yapımı.

İmparator kapısı ve İmparator Leo Mozaiği

İmparatorluk kapısı mozaik
Ayasofya’nın ana bölümüne iç narthex den dokuz kapı ile geçilir. Ortadaki üç kapı imparator için ayrılmıştır ve 6. yüzyıla tarihlenir. Ayasofya’nın en büyük kapısıdır. 7 m. boyundaki İmparator kapısı, bronz çerçeveli olup, meşe ağacından yapılmış ve kanatlarının üzeri tunç lehalar ile kaplıdır. Bu kapılar imparator ve hizmetkârlarının kilisenin içine en mükemmel noktadan girmesini sağlamaktaydı. Bu üç kapının ortasındakinin meşe kapı kanatları bronz plakalar ile kaplanmıştı. Kapı üzerindeki altın süslemeler gene Latinler tarafından götürülmüştür. (şimdi genel giriş kapısı). Doğu Roma kaynaklarında, kapının, Nuh’un Gemisi’nin tahtalarından yapılmış olabileceğinin yanı sıra, Yahudilerin kutsal levhalarının saklandığı sandığın tahtası da olabileceği bilgisi geçmektedir.
Kapının üzerindeki mozaikte, İsa altından bir zemin üzerinde tahtında oturmaktadır. Bizans tahtının benzeri olan taht inci ve değerli taşlarla süslenmiş. İsa tahtta otururken sağ eliyle takdis ediyor. Sol elinde tuttuğu Hagia John incilinden yunanca şu ifade okunuyor: Barış sizinle olsun. Ben dünyanın ışığıyım. İsa Bilgelik, Işık ve Barıştır. Hz.İsa’nın bakışındaki ifade Antik Yunan dönemi Tıp ve Sağlık tanrısı Asklepios’un heykellerindeki bakışın aynısıdır.

İmparator VI. Leo (886-912) tebaasının önünde dizlerinin üstüne çöküp alnını yere değdirerek ve ellerini yakarır şekilde uzatarak bir sadakat gösterisi halindedir. İmparatorlar Ayasofya’ya eğilip selam vererek girerlerdi. Bu mozaik iki yanından, madalyon içindeki iki büstle çevrelenmiştir: Biri Meryem (İsa’nın vücut bulmasının aracı); diğeri Baş melek Gabriel (İsa’nın bu dünyaya geleceğini müjdeleyen melek) (Cebrail İslam dininde 4 önemli melekden biridir. Görevi, Allahtan peygamberlere emir ve yasakları getirmektir. Diğer melekler Mikael, İsrafil ve Azrail dir).

Meryem’in ileri uzanmış, imparator adına İsa’ya yakardığını gösteren elleri, yön ve hareket olarak imparatorun İsa’ya uzanmış elleri ile paraleldir. Mozaiğin 9. yüzyıl sonunda yada 10. yüzyıl başında yapıldığı sanılıyor.

Doğu Apse’de Meryem ve İsa mozaiği

Bakire ve Çocuk apsis mozaik

Ayasofya’nın doğu ucunda apsis(apse camilerdeki mihrap kısmının karşılığı olan, tonoz ya da kubbe ile örtülü bölüm) yarım kubbesi içerisinde yer alan “Meryem ve Çocuk İsa” mozaiği 9. yüzyıl da yapılmış, altın yaldız ve gümüş ağırlıklı parçalardan oluşuyortur. Mozaik Kudüs yönündedir. Bu mozaikte Meryem’in elbisesi lacivert cam mozaiklerle işlenmiş . Koyu lacivert kıyafet içinde tahtındaki Meryem, altın rengi zeminin kalıntıları üzerinde, boşlukta yüzer gibi durmaktadır. Meryem ve Çocuk İsa’nın yüz güzelliği ise hayranlık uyandırıyor.

Apse’nin büyük kemerine yazılımış şimdi sadece ilk üç ve son dokuz karakteri kalmış yazıda şu ifade vardı: ‘İkon kırıcılar tarafından bir süre önce yıkılan resimler, dindar ve yetkin imparatorlar sayesinde yine eski yerindeler’ . Bu sözler Patrik Photius’un 29 mayıs 867’de, Meryem mozaiğinin yenilenmesi törenindeki konuşmasından alıntıdır. Meryem mozaiği Ayasofya’daki en eski mozaiktir.

Bema kemerinde Melek portreleri

aya 128

 

 

 

 

 

 

Apsenin önündeki bema kemerinde birbirine bakan iki baş melek figürü vardır. Bunlardan sağ kemerdeki kanatlı olarak tasvir edilmiş Melek Gabriel dir. Diğeri Michael . Baş melek Michael hemen hemen yok olmuştur. Figürler altın mozaik üzerine Apse deki Meryem mozaikleriyle aynı dönemde, 9. yüzyıl da yapılmıştır.

Gabriel ayakta, kanatları aşağıya düşmüş vaziyettedir. Gabriel’in mor, kahverengi, gri mavi, yeşil renklere boyanmış kanat tüyleri bulunmaktadır ve Bizans saray mensuplarının kıyafeti olan beyaz ve altın rengi pelerin giymiştir. Koyu renk iç gömleği gümüş ile işlenmiştir. Kafasında geniş altın işlemeli başlık vardır. Bu başlığı imparator ve saray yetkilileri giyerdi. Sol elinde bir küre, sağ elinde bir asa tutuyor. Meleğin olağanüstü güzel yüzünü ortaya çıkarmak için inanılmaz uğraşılmış. Saçları bir lastik ile tutturulmuş.

Kuzey Tympanon Patrik Mozaikleri

maya 56 Saint Jean Chrysostome ou Jean d'Antioche (1)

İmparatorluk Kapısı’ndan girip ilerlediğinizde, galerilerin üstündeki ve pencerelerin altındaki kısımdaki nişlerde, her iki tarafta birer sıra olmak üzere, piskoposların, peygamberlerin ve baş meleklerin, dev bir Ortodoks takviminde yapay çerçevelerin içine yerleştirilmiş azizler gibi duran betimleri yer almaktadır. 7 niş de patrikler sıra halinde dizilmişlerdir. Bu resimlerin sadece üçünün üstü örtülmemiştir. Önden resmedilen bu figürler yuvarlak bir kemer oluştaracak şekilde çerçevelenmiştir. Altın zemin üzerindeki portrelere ‘Church Fathers’ adı verilmiştir. Tasvirlerin her biri sol elinde İncil taşırken, sağ eliyle de takdis işareti yapmaktadır. Bunlar, tüm kilisenin belirleyici tasviri olan kubbedeki büyük Pantokrator betimlemesinin muhafız alayıdır.

Kuzey ve Güney galerilerin üzerinde pencerelerin altındaki patrik mozaikleri. Sağda 4. yüzyıl İstanbul patriği John Chrysostom. Chrysostom altın ağızlı demek. Duvarın alt bölümünde belli bir sıraya göre dizilmiş bu figürlerde yalnızca yüzler farklıdır, beden hepsinde aynıdır. Figürler önden ve ayakta durur şekildedir ve yanlarında kim olduklarını belirten Yunanca yazıt vardır. Soldan ilk niş de İstanbul patriği genç Hagia Ignatius figürü vardır. Dördüncü nişte, gene İstanbul patriği Hagia John Chrysostomos. Altıncı niş de Antioch patriği Aziz Ignatius Theophorus figürleri bulunur. Bu figürlerin Basil I (876-886) döneminde yapıldığı sanılıyor.

Aslında Ayasofya’da günümüzde gördüğümüzden çok daha fazla mozaik vardı. Bunların çoğu özellikle 1894 depreminde yok oldular. Altıncı yüzyılda kubbede çok büyük bir haç işareti vardı. 842 yılında bu haç işareti yerine Hz.İsa’nın portresi yapıldı. 889 yılında bu mozaik de hasar gördü. Sonrasında 11 metre çapında bir panel üzerine Christ Pantocrator mozaiği yapılıp kubbeye asıldı. Her şeyi yapan anlamındaki Pantocrator kişiliği önceleri allah’ı betimlemek için kullanılmış, figüratif gösteriminde de Zeus tipli bir kişi olarak çizilmişti. Daha sonra 4. yüzyıldaki New Testomany den sonra bu kavram değişerek Hz İsa’yı temsil etmeye başlamıştır.

Üst kuzey galeride de İmparator Aleksandros mozaiği

aya 110

 

 

 

 

 

 

Ayasofya da üç üst galeri vardır. Kuzey, güney ve batı. Zemin kattan kuzey galeriye giden bir rampa vardır. Kuzey batı taşıyıcı sistemin sağ köşesinde 10. yüzyıldan kalma bir mozaik göreceksiniz.
10. yüzyıla tarihlenmiş, İmparator Aleksandros’un(Alexander) mozaiği karanlık bir yerde olduğu için görmesi zordur. Aleksandros 870 yılında İmparator I.Basil’in oğlu olarak dünyaya geldi. Mozaikte İmparator Aleksandros’u önden ayakta dururken görüyoruz. İmparatorun her iki yanında ikişer adet olmak üzere 4 madolyon vardır. Sağ üsttekinde ünvanları, diğerlerinde adı yazılıdır. İmparator tören kıyafetinde, inci ve değerli taşlarla süslenmiş giysi içerisinde gösterilmiştir.

Alt katta imparator kapısının üzerinde resmedilmiş Leon VI, Aleksandros’un küçük kardeşidir. Leon abisi Aleksandros ile tahtı paylaşmak istemiş, Aleksandros’da tüm devlet işlerini kendisine devrederek kendisi zevki sefa içerisinde hayat sürmüştür. Kardeşi öldükten sonra yönetimi devraldı fakat 13 ay sonra 912 yılında 43 yaşında vefat etti.

Üst güney galeri Deesis mozaiği

aya 95 (1)

Cennet ve cehennem kapısını geçip sağa dönüldüğünde Deesis Mozaik görülür. Deesis olarak bilinen bu resim de Bakire Meryem ile Vaftiz Saint John Kıyamet gününde Hz.İsa’dan insanlığı kurtarması için yalvarıyor. 1261 tarihli 6×4.6 metre boyutlarındaki bu mozaiğin alt tarafları, pencereden gelen rüzgarlar nedeniyle aşınmış olsa da dünyadaki en meşhur mozaiklerden biridir.

Ortada Hz İsa diğerlerine göre daha büyükçe, sağında Bakire Meryem ve solunda Vaftizci John ile altın bir zemin önünde resmedilmiş. Hz.İsa’nın kafasının arkasında ışık saçan bir hale ve haç var. Sağ eliyle takdis ederken, sol eliylede kutsal kitabı tutuyor. Sağ eli baş parmağın ucu “kalbe giden yol”la ilişkilendirilen yüzük parmağına temas eder haldedir

Bakire Meryem’in vücudunun önemli bir bölümü malesef görülemiyor. Kutsal Meryem’in yüzünde çok merhametli bir ifade var ve aşağıya doğru bakıyor. Meryem ve İsa’nın isimlerinin kısaltmaları başlarının hizasında yazılmış. İsa’nın solunda Vaftizci John (Ionnes Prodromos), Meryem ile aynı boyutlarda resmedilmiş. İlk ismi yukarıdan aşağıya doğru kısaltılmış olarak yazılmışken Prodromos tam yazılmış. İncil’e göre John hayatını çölde yaşamın zevklerinden uzakta yalnız ve tek başına olarak geçirmiş. Bu duygu bütünlüğü mozaikte yüzüne yansıtılmış. Kıyamet gününde insanların duyacağı çile Meryem ve John’ın yüzünde görülebilir. Ayrıca Meryem ve John kaçınılmaz günde kurtuluşun Hz.İsa’da olacağını duruşlarıyla anlatıyorlar. Diğer taraftan Hz.İsa, Kıyamet gününde, iyilik ve şevkat dolu, olarak tanrılık seviyesine yükselmiş bir kişi olarak gözükmektedir.

Yumuşak renk tonlarıyla yüzlerdeki yoğun insancıl ve duygusal gösterim ile Bizans sanatında Rönesansın öncüsü bir eserdir. Şefkat, vakar ve yoğun merhamet ifadesi, bu olağanüstü şahsiyetlerin belirleyici özelliğidir. Duruşlar ve hareketler Ortaçağ Bizans geleneğinin yansımaları olsa da, psikolojik ve duygusal gerçekçilik tamamen yeni bir şeydir ve yapıldıkları tarih tam olarak ne olursa olsun, batı sanatında bu denli bir başarının, neredeyse yüz yıl önünde yer almaktadırlar. 12. yüzyıl eseri olduğu düşünülmektedir.
Üst Güney Papaz Odalarındaki Mozaikler

aya 109 (1)

 

 

 

 

 

Papaz odası olarak adlandırılan bu bölümde galeriye açılan kapının alınlığında Deisis kompozisyonunda, Hz. İsa ve Hz.Meryem mozaikleri günümüze tam olarak gelmiş, Vaftizci Yahya (Ioannes) tasviri ise bozulmuş durumdadır. Ayrıca, bu kısımda yer alan 6 yüzyıla tarihlenen geniş dal kıvrımlarından oluşan bezeme motifleri ile diğer figürlü mozaikler arasında yer alan havarilerden; Petrus, Andreas, Lukas, Simon Zeoletes, Peygamber Hezekiel, İmparator I. Konstantinos’un annesi Helena’nın tasvirlerinin olduğu düşünülen mozaikler günümüze tam olarak ulaşmamıştır. Müzemizin bu kısmı İkona ve Kilise Eşyaları deposu olarak kullanıldığından ziyaretçiler tarafından görülememektedir.

Üst Güney Galeri İmparator Comnenus Mozaiği

maya 53

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Üst güney galerinin doğu duvarının sonunda berna’ya dönerken sağ tarafta Ayasofya’nın en mükemmel mozaiklerinden Comnenos mozaiği var. Bu mozaikte Bakir Meryem, çocuk İsa, İmparator John II Comnenus (1118-1143) ve Macar asıllı eşi Irene resmedilmiş.

Meryem, çocuk İsa’yı kucaklamış. İsa’nın kafasının arkasında ışık saçan hale ve haç var. İsa sağ eliyle takdis ederken sol elinde bir rulo tutuyor. Meryem her zamanki gibi koyu mavi giysi içerisinde ve ayakta duruyor. Meryem’in kafasının yanlarındaki MP ve OY karakterleri Allahın annesi ifadesinin kısaltmaları. İmparator John II Comnenos, Meryem’in sağında duruyor. İmparatorun başının üstünde altın zemin üzerinde kırmızı mozaikle Porphyrogennatos Ionnes Komnenos yazıyor. Porphyrogennatos ünvanı imparatorun babasının saltanatı zamanında doğan asillere verilirdi. John II Comnenos Bizans tarihinin en iyi imparatorlarından biri olduğu için oldukça vakur bir şekilde resmedilmiş. İmparator değerli taşlarla bezenmiş giysisi içerisinde, Kiliseye yaptığı yardımları betimleyen bir altın dolu bir kese tutuyor. Meryem’in solunda tören kıyafeti içerisinde Irene sarı saçları, açık gri gözleri ve penbe yanaklarıyla orta Avrupa’dan (Macaristan) geldiği belli. İmparatoriçe Irene’de kiliseye yapılan bağışı gösteren bir rulo tutmakta.

Bu üçlü kompozisyonun yanında, en büyük oğulları Alexius Comnenos’un portresi var. 1122 daha 17 yaşında tahta ortak edilen bu prens kısa bir süre sonra tüberkulozdan öldü. Mozaikte sağlıksız duruşu gözüküyor. Comnenos mozaiği 1122 yılında yapılmış. Bu mozaikte insanlar idealize şekillerde değil gerçekçi, olduğu gibi resmedilmişlerdir. Bu da artık karanlık ortaçağın bitip yeni bir dönemin Rönesans’ın doğuşunu müjdeliyor.

Üst güney galeri İmparatoriçe Zoe mozaiği

maya 54

Zoe mozaiği, imparatorlar için ayrılmış olan güney galerinin doğu duvarındadır. Bu panel 2.4 x 2.4 metre boyutlarındadır. Maalesef alttaki 35 cm kısım bozulmuştur. Bu mozaikte İsa Pantocrator İmparator Constantine IX Manomachos ve İİmparatoriçe Zoe ile yan yana resmedilmiştir. 11. yüzyıla aittir.

Hz.İsa mücevherlerle süslenmiş tahtta oturuyor. Koyu mavi bir giysi giymiş. Ayaklarının olduğu bölüm maalesef bozulmuş. Sağ eliyle takdis ederken, sol eliyle dizine dayadığı, değerli taşlarla bezenmiş incili tutuyor. Başının üstünde ışık saçan hale ve haç işareti var. Gene baş hizasında IC ve XC sembolleriyle kısaltılmış Iessus Christos ifadesi var.

İsa’nın sağ tarafında, ayakta tören kıyafetin içerisinde, başında imparatorluk tacıyla İmparator Constantine IX Monomachos duruyor. Kiliseye yaptığı bağışı temsil eden altın dolu bir kese tutuyor. Başının üzerindeki yazıda ‘Romalıların dindar yöneticisi ve Allahın İsa’sının hizmetçisi’ ifadesi var.

Sol tarafında İmparatoriçe Zoe elinde tuttuğu ruloyla kiliseye yaptığı bağışları gösteriyor. Rulonun üzerinde 3. kocası olan imparatorun başının üzerinde yazılı olanlar tekrarlanmış. İmparatoriçe, Constantine VII nin kızıydı. Başının üzerinde de ‘Çok dindar Augusta Zoe’ yazılı. Mozaikte çok genç görünmesine karşın imparatoriçenin oldukça yaşlı olduğu sanılıyor. İmparatoriçe 1028 de ilk evliliğini yaptığı zaman bile genç değilmiş fakat kısa ve minyon tipli olduğu için hep genç görünmüş. Her ikisi de formal tören kıyafetindeler..

Bu mozaikte hem imparator hem de imparatoriçenin yüzlerinde oynama olduğu kesin. Belki de bu mozaikler daha önceki dönem imparator ve imparatoriçelerine aitti ve Zoe döneminde yüzler değiştirilmişti. Gene de 11. yüzyıl saray giysileri ve gerçekçi portre sanatı hakkında bilgi vermesi açısından önemli bir mozaiktir.

Osmanlı Döneminde Ayasofya

İstanbul kuşatması 6 Nisan 1453 de başlamış ve 53 gün sonra 29 Mayıs 1453 de şehir düşmüştür. Osmanlılar şehri ve Ayasofya’yı çok kötü bir vaziyette buldular. Zaten son dönemde İstanbul’u ziyarte eden gezginler şehrin kötü durumunu notlarında yazıyorlardı.

29 Mayıs 1453 de Sultan Mehmet II şehre girdi; atın üstünde ordusunun önünde Mese caddesinde ilerliyerek Ayasofya’ya ulaştı. Atından inip Ayasofya’nın alt ve üst katlarını gezdi. Böyle muhteşem bir dini yapının bu kadar kötü durumda kalmış olmasından derin üzüntü duydu ve ünlü Farsça beyiti söyledi:
Örümcek Kisrâ’nın tâkında perdedarlık ediyor
Baykuş Efrâsiyâb’ın kalesinde nevbet vuruyor

Fatih hemen Ayasofya’yı temizletti. Sultanahmet meydanına bakan yere tahta minareyi yaptırdı. Gene Ayasofyanın kuzey batı tarafına şimdi sadece temelleri görülebilen Fatih medresesini yaptırdı. 1479 da terk edilen medrese Abdülmecit döneminde yeniden yaptırılmış 1924 yılına kadar kullanılmış, 1934 de yıktırılmıştır.

İkinci minare, Sultan II.Bayezid (1481-1512) döneminde caminin kuzeydoğu köşesine, yani Topkapı Sarayı’nın Bab-ı Hümayun tarafına inşa edildi. Ancak bu minare yapılışından birkaç yıl sonra 1509’da meydana gelen büyük depremde yıkıldı. Bunun üzerine Sultan II.Bayezid, bu defa da Ayasofya’nın güneydoğu köşesine, (deniz tarafına bakan köşe) Tuğla Minare olarak bilinen 16 köşeli minareyi inşa ettirdi.

Sultan Süleyman Ayasofya’ya pek karışmaz sadece Macaristan Budin den getirdiği 2 şamdan hediye eder. Sultan II.Selim, Mimar Sinan’dan, (21 Haziran 1573) te yarım kubbe üzerindeki ahşap minarenin kaldırılarak, kagir bir minare yapılmasını ister. II.Selim’in ölümünden sonra III.Murad döneminde Mimar Sinan batı tarafındaki minareleri yaptı. Mimar Sinan bu dönemde ayrıca uzun süren bir restorasyon ve duvarları güçlendirmek için payandalar yaptı. 1717 yılında Sultan III.Ahmet döneminde Ayasofya mozaiklerinin üstünü kapatan sıva yenilendi. Caminin dışına şadırvan, fakirlere yemek dağıtım yeri, sübyan mektebi yapıldı. Sultan 2. Mahmut döneminde tamiratlar için 800 kese altın kullanıldı. Abdülmecid döneminde Fossati kardeşlere restorasyon yaptırıldı. Fossati Ayasofya’nın dışını sarı ve kırmızıya boyadı. Sultan locasını yeniden yaptı. Bu döneme kadar kare levhalara yazılmış dini ifadeler büyük yuvarlak levhalar ile değiştirildi.

Mihrap

Geleneksel cami mimarisinin başında gelen ve özel bir bölüm teşkil eden mihrap, cami, mescid ve namazgâhlarda yön olarak kıbleye bakan ve namaz esnasında imamın, cemaati arkasına alacak şekilde önünde durduğu girintili, çevresine göre yüksekçe bir bölümdür. Ayasofya Müzesi içersinde ana mekânın güneydoğusunda yer alan mihrap kısmında, dönem dönem Osmanlı Sultanları tarafından onarım ve eklemeler yapılmıştır.

Ayasofya’nın 19. yüzyılda yenilenen mihrabı; mermerden, içinde bir şemse ile yıldız motiflerinin yer aldığı çokgen planlı nişinin üzeri, yarım kubbeli kavsaranın örttüğü bir örnektir. Kıvrık dallı akantus yapraklı geniş bordürle sınırlanan mihrapta bolca altın yıldız kullanılmış olup üstte gösterişli bir tepeliği bulunmaktadır.

Mihrap

Osmanlı döneminde bugünkü Mihrap apse’de yapılmıştı. Mihrabın iki yanında Kanuni Sultan Süleyman Devri’nde (1520-1566) yapılan Macaristan seferinde, Budin’in fethi sırasında, Sadrazam İbrahim Paşa tarafından, Macar Kralı I.Matyas’ın saray kilisesinden getirilen şamdanlar bulunmaktadır.

Mihrabın arkasında, duvarı boydan boya kuşak şeklinde saran kobalt mavisi çini kuşak üzerinde, celi sülüs hat ile Bakara suresinin 255. ayeti “Ayetü’l Kürsi” yazılıdır. Çini kuşağın sonunda kırmızı renkte beyaz konturlu rozet içersinde “Ketebehu El Fakir Muhammed 1016” yazılıdır.

Mihrabın sağında ve solunda yer alan dehlizler içerisinde çini panolar bulunmaktadır. Sol taraftaki dehlizde Eski Hünkâr Mahfili’ne ait bitkisel desenli çini pano, 16. yüzyıla tarihlenen İznik çinilerinden oluşmaktadır. Sağ tarafta bulunan dehlizdeki panoda iki ayrı tasvir yer almaktadır. Bunlardan biri sekiz parçadan oluşan Kâbe tasvirini, diğeri ise Hz. Muhammed’in Türbesini göstermektedir. Burada yer alan çinilerden, 16. ve 17. yüzyılada Türk çini sanatının doruk noktasına ulaştığı anlaşılmaktadır.

Minber

Minber, camilerde cuma günleri, hatiplerin üzerine çıkarak hutbe okuduğu merdivenli yüksek kürsüdür. Ayasofya’da mihrabın sağında yer alan minber, Sultan III.Murad Döneminde yapılmıştır. Osmanlı dönemi 16. yüzyıl mermer işçiliğinin en güzel örneklerindendir.

Müezzin Mahfili

Müezzin Mahfili, müezzinin namaz ve diğer ibadetler sırasında üst kısma çıkarak dua okuduğu ve kıble ekseniyle aynı hizadaki bölümdür. Ayasofya’da, III. Murad Dönemi’nde ana mekânın doğusuna büyük Müezzin Mahfili yapılmış, mekânın çok büyük ve cemaatin kalabalık olması nedeniyle, yapı içersine 4 Müezzin Mahfili daha eklenmiştir. Ana yapı ile uyum içinde olan Müezzin Mahfilleri, 16. yüzyıl Osmanlı mermer sanat işçiliğinin en güzel örneklerini yansıtmaktadır.

Hünkar Mahfili

Hünkar mahfili mihrabın solundadır. Padişahların cuma ve bayram namazlarına ve mevlüt kandillerine, halka görünmeden katılmasını sağlamak amacıyla, duvarları mermerden 1847 yılında Abdülmecid döneminde Fossati tarafından Rococo tarzında yapılmıştı. Kolonlar Bizans dan kalmadır. Sultan locasından I.Mahmut tarafından yaptırılan Sultan pavyonuna geçiş vardı. Üstte sağdaki resimde III.Murat döneminde yaptırılan müezzin mahfili görülüyor. Ortada solda 2 kolonun arasında IV.Murat tarafından 17. yüzyılda yaptırılan mermer kürsü vardır.

Hünkâr mahfili beş sütun üzerine, altıgen planlı bir kısım ve yine sütunlar üzerine oturan koridordan oluşmaktadır Alt kısmı mermer ajurlu korkuluk levhalı, üstü ise altın yaldızlı ahşap kafeslidir. Mahfilin tavan kısmı bitkisel motifli kalemişi bezeme ile süslenmiştir.

Büyük Hat Levhaları

Kubbede ve Payelerde asılı olan büyük yuvarlak hat levhaları, Sultan Abdülmecid (1839-1861) döneminde 1847-1849 yılları arasında yapılan onarımlar sırasında dönemin en ünlü hattatlarından Kadıasker Mustafa İzzet Efendi tarafından yazılmıştır. 7,5 m. çapındaki yuvarlak hat levhaları, kenevirden yapılmış yeşil zemin üzerine, altın yaldız ile yazılmıştır. Allah (c.c), Hz. Muhammed (s.a.v), Dört Halife; Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali ile Hz. Muhammed’in torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin isimlerinin yazılı olduğu levhalar, 8 adettir. Levhaların ahşap askıları hafif ve dayanıklı olması nedeniyle ıhlamur ağacından yapılmıştır. Bu hat levhalarının İslam Dünyası’nın en büyük hat levhalarından olduğu bilinmektedir. Lat levhaları, Ayasofya müzeye çevrildikten sonra çıkarılmak istenmiş ama hiçbir kapıdan sığmadığı için çıkarılamayıp yerlerine yeniden asılmıştır.

Ayasofya’da, mihrabın sağ duvarında Osmanlı Sultanlarına ait hat levhaları bulunmaktadır. Bunlardan üstten alta doğru
1. hat levhası, Sultan II. Mahmud (1808-1839)
2. hat levhası, Sultan II. Mahmud (1808-1839)
3. hat levhası, Sultan III. Ahmed (1703-1730)
4. hat levhası, Sultan II. Mustafa (1695-1703)
5. hat levhası, Sultan II. Mustafa (1695-1703) tarafından yazılmıştır.

Mihrabın sol duvarında ise, dönemin ünlü hattatları tarafından yazılmış levhalar bulunmaktadır. Bunlardan Soldaki hat levhası, Hattat Mehmed Esad Yesari (1797) Sağdaki hat levhası, Şeyhülislam Hattat Veliyyüddin Efendi tarafından yazılmıştır.

I.Mahmut Kütüphanesi

Yapıdaki en önemli Osmanlı eklentilerinden birisi Sultan I. Mahmud tarafından 1739 yılında yaptırılan yapının güney kısmında iki payanda arasına yaptırılmış olan kütüphanedir. Bu bölüm, okuma salonu ile Hazine-i Kütüb (Kitapların saklandığı yer) ve onları birleştiren koridor ve taşlıktan oluşmakta ve ana mekândan, 6 sütunun taşıdığı altın yaldızlı tunç şebeke ile ayrılmaktadır. Tunç şebeke, çiçek ve kıvrık dallarla süslüdür. Kütüphanenin iki kanatlı kapısı üzerinde “Ya Fettah” yazılı, iki kapı kulbu bulunmaktadır. “Ya Fettah”, Allah’ın 99 isminden biri olup, “kullarına hayır ve rızık kapılarını açan, zorlukları kolaylaştıran” anlamına gelmesinden dolayı, Osmanlı Döneminde kapılar üzerindeki tokmaklarda sıkça kullanıldığı görülmektedir. Okuma salonunun doğu duvarında Sultan I. Mahmud’un somaki mermere işlenmiş tuğrası yer alır.

Okuma odası ve Hazine-i Kütüb’ü birleştiren koridor, çiçek, gül, karanfil, lale ve servi motiflerinin görüldüğü, 16 -18. yüzyıl İznik, Kütahya ve Tekfur atölyelerine ait çiniler ile süslüdür. Kitaplık kısmındaki ahşap kitap dolapları gül ağacından yapılmıştır. Sultan I. Mahmud ve dönemin önde gelen kişilerinin de kitap bağışında bulunduğu kütüphanedeki, yaklaşık 5000 adet kitap, 1968 yılında Süleymaniye Kütüphanesi’ne devredilerek, “Ayasofya Özel Koleksiyonu” adıyla burada korunmaktadır. Kütüphanenin okuma bölümünde, üzerinde kitap okunan, yazı yazılan, bazıları açılıp kapanabilen, alçak, küçük masa şeklinde sedef kakma tekniği ile süslü ahşaptan rahleler ile Kur’an-ı Kerim’lerin içinde korunduğu iki adet sedef, fildişi kaplamalı Kuran mahfazası bulunmaktadır.

Sultan I. Mahmud Kütüphanesi’nde kullanılan çiniler 16- 18. yüzyıllar arasında üretilmiş İznik, Kütahya ve Tekfur Atölyeleri’ne ait en güzel örneklerdendir. Kütüphanenin okuma odası ile kitapların bulunduğu yeri (Hazine-i Kütüb) birleştiren koridorda çiçek, gül karanfil, lale ve servi motiflerinin görüldüğü çini pano bulunmaktadır. Kütüphanenin okuma salonunun doğu duvarında, Sultan I. Mahmud’un somaki mermere resmedilmiş tuğrası, üzerindeki çini frizde “Kelime- Tevhid”, üstte ise çivit mavisi zemine beyaz celi- sülüs yazı ile “Besmele, Haşr Suresi 22. ayeti ve 23. ayetinin baş kısmı” ve “Allah’ın güzel isimleri Esma-ül Hüsna” yazılmıştır.

Fatih Medresesi

Fatih Sultan Mehmed’in Ayasofya Vakfiyesi’ne göre medresenin Ayasofya’nın kuzeyinde yer aldığı, medrese ile Ayasofya arasında üstü örtülü bir yol bulunduğu tanımlanmaktadır. 15. yüzyıldaki yapının mimari nitelikleri belirsizdir. Araştırmacılara göre, Ayasofya’nın içindeki papaz odalarında eğitim başlar. 1466 yılında caminin arka kısmında yine burada bulunan yapılar kullanılarak ya da yeniden inşa edilmiş binada sürdürülür. Medresenin mimarisine ilişkin herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. 1489-1491 yılları vakıf muhasebe kayıtları arasında Ayasofya Medresesi’nin bulunmayışının sebebi, Semaniye Medreseleri’nin açılışından sonra bir süre kapalı kalmış olmasıdır.

16. yüzyılın sonunda medresenin çalışır durumda olduğu arşiv belgelerindeki 1594 yılına ait maaş ödemelerinden ötürü biliniyor. 1847-1849 yılları arasında arasında Ayasofya’da gerçekleştirilen onarımlar sırasında Fossati’nin medreseyi de yeniden iki katlı olarak inşa ettiği çok sayıda araştırmacının ortak kanısıdır. Ancak, bu görüşü destekleyecek herhangi bir belge bulunmamaktadır. Şehremini Server Paşa tarafından 1869 yılında İstanbul cadde ve sokaklarının yeniden düzenlenmesi sırasında medrese yıkılmıştır. Ayasofya’nın çevresinin açılması ve yol düzenlemesinden ötürü yıkılan medreseler 19. yüzyılın son çeyreğinde yeniden inşa edilmiştir. 1894 depreminin ve dini-siyasi ortamın etkisiyle ciddi bir çöküş yaşayarak mimari niteliklerini yitirmiş, terkedilmiş ve 1940’lı yılların başında yıktırılmıştır.

1. Sıbyan Mektebi
2. Şadırvan
3. Muvakkithane (zaman ayarlayan oda)
4. Mütevelliler dairesi (Müze Müdürlüğü)
5. Şehzadeler Türbesi
6. III. Murad Türbesi
7. II. Selim Türbesi
8. III. Mehmet Türbesi
9. Sebil
10. Mermer sarnıç
11. Türk payanda duvarları
12. Kütüphane
13. Vaftizhane (Sultan Mustafa ve Sultan İbrahim Türbesi)
14. Sebil
15. Minareler
16. Omphalion
17. İkinci Ayasofya kalıntıları
18. Ayasofya Medresesi (artık yok)
19. Ayasofya İmareti (artık yok)
20. İmaret Kapısı (yoksullara yiyecek verilen)
21. Mihrap (karşısında namaza durulan oyuk)
22. Hünkar mahfili
23. Minber (merdivenli yüksek kürsü)
24. Müezzin mahfili
25. IV. Murat’ın yaptırdığı mermer kürsü
26. Bergama’dan getirilen küpler
27. Terleyen sütun
28. Üst kata çıkış rampası
29. Alt kata iniş rampası
30. Hazine dairesi

Şadırvan

Ayasofya’ya batı tarafından girilir. Burası Justinian döneminde kolonlarla çevrili bir iç avluydu. Avlunun ortasındaki Phiable diye adlandırılan mermer çeşmede temizlendikten sonra kiliseye girilirdi. Eski eserlerde burada şöyle bir yazı asılı olduğu belirtilir:

‘Do not only wash your hands and faces here, but heart as well’

Bu avlunun seviyesi o zaman oldukça aşağıdaydı. Şimdi abdest alınan şadırvanın ve medresenin bulunduğu yerde Patrikhane binası vardı. Çeşme ve medrese I.Mahmut tarafından 1739’da yaptırılmıştır. Medrese binası bugün müze kütüphanesi olarak hizmet veriyor.

Sultan I.Mahmud tarafından 1740 yılında yaptırılan Ayasofya Şadırvanı, Osmanlı Mimarisi’nin bir şaheseri olup, İstanbul’daki en büyük ve en güzel şadırvanlardan biridir. Mukarnas başlıklı sekiz mermer sütunun ve sekiz kemerin üzerine yerleştirilmiş kubbe ve saçak ile örtülüdür. Kubbenin üzerinde üst kısmı tunçtan lale şeklinde istifli oyularak yazılmış “Allah” ve alt kısmında aynalı olarak “Muhammed” yazısı ile mermer revakın üst ve iç kısmında “Kaside” bulunmaktadır. Şadırvan, 16 dilimli olup, her dilimin ortasında tunç musluklar bulunmaktadır. Muslukların üzerinde yer alan dilimli tunç şebekelerin birleştiği kısmın üstünde, tunçtan lale şeklinde “Biz Her Şeyi Sudan Yarattık” ibaresinin yazılı olduğu alemler vardır.

Sebiller

Sebil, genellikle camilere bitişik yapılan, özel bir mimarisi olan ve karşılık beklenmeden hayır için içme suyu dağıtılan yapı olup, Ayasofya’da da bu amaçla yapılmış iki sebil bulunmaktadır. Bunlardan biri, Ayasofya’nın Vestibül Kapısından avluya çıkıldığında sağda, güneybatısındaki beden duvarına bitişik, ancak ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı kesin olarak bilinmeyen, mimari üslubundan dolayı 18. yüzyıla tarihlenen, mermer kaplamalı olan sebildir. Arkasındaki kapıya doğru bir sebilci odası ve odayı çevreleyen dikdörtgen iki penceresi bulunmaktadır. Pencerelerindeki şebekeler ise dökme demirden oymalıdır.

Ayasofya’da Osmanlı Klasik mimarisi sebil örneğini yansıtan ikinci sebil ise, Sultan İbrahim (1640- 1648) tarafından, Ayasofya’nın dış avlusundaki duvarın güneydoğu köşesine yaptırılmıştır. Üç penceresi olan sebilin pencereleri mermer oymalıdır. Her bir pencerenin alt kısmında su dağıtılması için kemerli bölümler yer almaktadır.

Sıbyan Mektebi

Ayasofya’nın güneybatı avlusu içerisinde yer alan Sıbyan Mektebi, Sultan I. Mahmud tarafından 1740 yılında yaptırılmıştır. Yapılışından müze dönemine kadar mektep olarak kullanılan yapı, daha sonra müze lojmanı olarak kullanılmıştır. 2010 yılında “Ayasofya Araştırma ve Dokümantasyon Birimi ve Sıbyan Mektepleri Fotoğraf ve Sergi Salonu”na dönüştürülmüştür. Ayasofya Müzesi’nin akademik arşivinin yer alacağı merkezde, güncel toplantı ve konferanslar gerçekleştirilmektedir.

Muvakkithane

Osmanlı Döneminde halkın namaz vakitlerini öğrenmesi için yapılmış olan 38 adet muvakkithaneden günümüze kadar gelmiş olan 29 âdetinden bir tanesi de Ayasofya’da bulunmaktadır. Sultan Abdülmecid (1839- 1861) zamanında, Ayasofya’nın onarımını yapan Fossatti Kardeşler tarafından, 1853 yılında yapılan yapı, kendi türündeki muvakkithaneler içersinde en güzel ve en görkemlilerinden biridir. Muvakkit kelimesi “vakit”ten gelmekte ve böylece, vakti tayin kişilere “muvakkit” denilmektedir. Muvakkitin görevini yapabilmesi için ise irtifa almayı iyi bilmesi, ibadet için namaz vakitlerini doğru tayin edebilmesi, ayrıca saatlerin ayarını ve tamirini yapabilmesi gerekmektedir. Esas görevleri namaz vakitlerini belirlemek ve çeşitli seviyede astronomi çalışmalarında bulunmak olan bu yapılar camilerin yanı sıra bazı türbe, dergah ve tekkelerin yanında da yer almaktadır. Bazı muvakkithaneler ise dönemin küçük bir rasathanesi veya astronomik gözlem merkezi olmuştur.

Yapı kare planlı, kesme taş duvar örgülü olup, giriş kısmı kuzey cephesindendir. Muvakkithane içerisinde, ortada, mermer ayaklı, yekpare mermerden yuvarlak bir masa yer almaktadır. Yapının muvakkithane olarak kullanıldığı dönemde, sarkaç ayarının bozulmaması için masa üzerinde duran saat ile iç kısımdaki saatlerin, dışarıdan bakıldığında herkes tarafından görülebilmesi amacıyla pencereler büyük yapılmıştır. Cami döneminde muvakkithane içerisinde yer alan büyük ayaklı saatlerin bir kısmı günümüzde müze deposunda korunmaktadır. Muvakkithane (namaz saatlerini belirleme odası) günümüzde müze ofis binasıdır.

Ayasofya Türbeleri

Türkler Ayasofya’ya çok önem verdikleri için 5 generasyon toplam 142 padişah, şehzade ve hanım sultan buradaki türbelerde gömülüdür. Ayasofya bahçesinde I.Mustafa’nın, II.Selim’in, III.Murat’ın, III.Mehmet’in ve Şehzadelerin türbeleri vardır.

Sultan II.Selim Türbesi

Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu II.Selim ile hanımı Nurbanu Sultan için, Mimar Sinan tarafından 1577’de inşa edildi. Türbede şu anda padişah ve eşi de dahil olmak üzere 42 sanduka bulunuyor.

Sultan II. Selim Türbesi, İstanbul Türbeleri’nin en güzellerinden biri olup, ünlü Türk mimarı Sinan’ın yaptığı 18 türbeden biridir. Sultan henüz hayatta iken Mimar Sinan’a kendisi için Ayasofya’nın yanında bir türbe yapmasını emretmiş, ancak 1574′ te öldüğünde türbe henüz bitmemiş olduğundan, türbenin inşasına devam edilerek üç yıl sonra 1577’de tamamlanmıştır.

Dışı tamamen mermer kaplı olan yapı sekiz köşelidir. Giriş kapısının iki yanına beyaz zemin üzerine mor, kırmızı, yeşil, mavi çiçek desenli çini panolar yerleştirilmiştir. 16.yüzyılın en güzel çini örneklerinden olan bu panolardan, sol taraftaki çini pano aslının taklididir. İstanbul’da diş hekimliği yapan ve Sultan II. Abdülhamid’in de diş hekimi olan, eski eser koleksiyoncusu Albert Sorlin DORIGNY tarafından 1895 yılında restore edilmek üzere Fransa’ya götürülen bu panonun imitasyonunun yapılarak yerine takıldığı, orijinalinin ise bugün Louvre Müzesi’nin “Arts of Islam” bölümünde 3919/2-265 envanter numarası ile sergilendiği bilinmektedir. Türbenin ana giriş kapısı, kündekari tarzında, sedef kakmalı ve geometrik bağa bezemeli olup, ahşap işçiliği açısından seçkin bir örnektir.

Türbede 42 sanduka yer almaktadır. Girişin karşında, Osmanlı tahtında 8 yıl 2 ay 19 gün saltanat sürmüş olan Sultan II.Selim yatmaktadır. Padişahın bir yanında oğlu III.Murad’ın annesi olan ve 1585 yılında ölen Nurbanu Sultan, diğer yanında ise kızı ve Piyale Paşa’nın eşi Hacer Güherhan Sultan, onun yanında, diğer kızı Sokullu Mehmet Paşa’nın, daha sonra da Kalaylı Koz Ali Paşa’nın eşi olan İsmihan Sultan yatmaktadır. Kapıdan girişte soldaki iki sandukadan biri, II.Selim’in kızlarından ve Siyavuş Paşa’nın eşi Fatma Sultan’a aittir. II.Selim’in oğulları Süleyman, Osman, Cihangir, Mustafa, Abdullah ve III. Murad’ın oğulları ve kızları da bu türbede gömülüdür .

Sultan III.Murad Türbesi

II.Selim’in oğlu III.Murad ile karısı Safiye Sultan için Mimar Davud Ağa tarafından 1599’da tamamlandı. III.Murad’ın 21 kızı ile kendisinden sonra tahta geçen oğlu III.Mehmed’in tahta çıkar çıkmaz idam ettirdiği 19 kardeşi, son uykularını burada uyuyorlar. III.Murad dönemi Osmanlı’nın en geniş yüzölçümüne kavuştuğu dönemdir.

Sultan III.Murad Türbesi, 1599 yılında Mimar Davud Ağa ve yardımcısı Dalgıç Ahmet Ağa tarafından, III. Murad’ın 1595 yılında ölmesinden 4 yıl sonra, II. Selim ve Şehzadeler Türbesi arasına inşa edilmiştir.

III. Murad Türbesi, altıgen planlı, çift kubbeli, dıştan mermer kaplı ve ön tarafta revaklı bir bölümü bulunan en büyük Osmanlı türbelerinden biridir. Türbe, dıştan sade görünümlü, içte ise 16. yüzyıla tarihlenen mercan kırmızısı renkteki İznik çinilerinin en güzel örnekleri ve kalem işi süslemeleriyle zengin bir görünüme sahiptir. İçte lacivert zemin üzerine beyaz renkle yazılmış celi sülüs çini kuşağı bulunmaktadır.

Türbe içersinde pencereler üç sıra hâlinde yapılmıştır, alt sırada kapaklı pencere aralarına ahşap kündekâri dolaplar yerleştirilmiştir. Türbenin kündekâri tarzındaki giriş kapısı, geometrik şekilli sedef kakmalarla süslüdür. Ayrıca, kapının sağ kanadında “Herkes ölümü tadacaktır”, sol kanadında ise “O’na döndürüleceksiniz” ile Dalgıç Ahmed Ağa yazılıdır. Türbe içersinde, Sultan III. Murad, eşi Safiye Sultan, kızları, saray mensubu kadınlar ile Şehzadelere ait 54 sanduka bulunmaktadır.

Sultan III.Mehmed türbesi

III.Murad’ın oğlu III.Mehmed tarafından 1608’de Mimar Dalgıç Ahmed’e inşa ettirildi. Üçüncü Mehmed’in annesi Handan Sultan ve diğer akrabalarıyla birlikte son uykusunu uyuduğu türbede 26 kişi yatıyor. III.Mehmed 1565 de tahta çıktığında öldürttüğü 19 erkek kardeşi olayı ile bilinir. Başkalarıyla ittifak kurduğu jurnallenen oğlu şehzade Mahmut’u da öldürtmüştür. 1603 yılında öldüğünde yerine oğlu I.Ahmet geçti. I.Ahmet Osmanlı’da Fatih’ten beri devam eden şehzade öldürme yasasını kaldırmış ve hanedanın en yaşlı üyesinin padişah olma kuralını getirmiştir.

Sultan III. Mehmed Türbesi, padişahın 1603 yılında vefat etmesi üzerine, oğlu Sultan I. Ahmed tarafından 1608 yılında Mimar Dalgıç Ahmed Ağa’ya yaptırılmıştır.

Türbe dıştan mermer kaplı, 8 köşeli ve çift kubbeli olup, ortada büyük bir mekân ve giriş tarafına bitişik iki kısımdan oluşmaktadır. Türbeye girişi sağlayan revaklı kısmın yan taraflarında yıldız, çiçek ve manzara resimleri yapılmış olup, bu özelliği ile dönemin klasik süsleme unsurları dışında bir üslup sergilemektedir. Türbe içinde pencereler üç sıra hâlinde, alt sırada pencere ve dolapların arası 17. yüzyıl başına ait İznik çinileri ile süslüdür. Alt sıra pencereler üzerinde, lacivert üzerine, beyazla yazılmış çini kuşağı bulunmaktadır. Çini süslemeler dışındaki kısımlar kalemişi süslemeleri ile bezelidir. Yapının iki yanına daha sonraları sultan kızları için bölümler ilave edilmiştir. Türbenin dışında Bab-ı Hümayun Caddesine bakan tarafta tarih kitabesi yazılmıştır. Türbe içersinde Sultan III. Mehmed, Sultan I. Ahmed’in annesi Handan Sultan, Sultan I. Ahmed’in şehzadeleri ve kızları, Sultan III. Murad’ın kızı Ayşe Sultan ile diğer şehzadelerle birlikte toplam 26 sanduka bulunmaktadır.

Şehzadeler türbesi

Klasik üslubun sade bir temsilcisi olan türbe, günümüze özgün durumunu büyük ölçüde koruyarak ulaşmıştır. Geç dönemde yapılmış kalemişleri dışında tüm mimari elemanlar 16. yüzyılı yansıtır. III.Murat Türbesi’nin yanına inşa edilmesiyle yapı kendisinden büyük iki türbe arasında sıkışıp kalmış ve kör kalan bir penceresi dolaba dönüştürülmüştür. Türbe içersinde Sultan III. Murad’ın 4 şehzadesi ve 1 kızı gömülü olup, toplam 5 sanduka bulunmaktadır.

Şehzadeler Türbesi’nin, Sultan III.Murad’ın annesi Nurbanu Valide Sultan için, Mimar Sinan tarafından 1580’lerin başında yapıldığı, ancak veba salgını nedeniyle ölen genç şehzadelerin buraya gömülmesi nedeniyle Valide Sultan’ın, Sultan II.Selim’in Türbesi’ne gömüldüğünden bahsedilmektedir. Şehzadeler Türbesi, kubbeli, dıştan sekizgen, içten dört köşeli, zemini altı köşeli tuğlalarla kaplı, duvarları kesme küfeki taşından, oldukça sade bir görünüme sahiptir. Türbenin ahşap ana giriş kapısı, geçmeli, geometrik şekilli, ahşaptan çıtalarla süslenmiştir. Türbe içersinde çini ve hat örnekleri bulunmamakla birlikte duvarlarında, 19 yüzyıla ait siyah ve beyaz renklerle yapılmış, bitki motifleri, sepette çiçekler, kurdeleler ile kumaş kıvrımlı kalem işleri ile bezenmiştir.

Eski Vaftizhane / Sultan I. Mustafa ve Sultan İbrahim Türbesi

Günümüzde Sultan I. Mustafa ve Sultan İbrahim Türbesi olarak kullanılan yapı Ayasofya’nın güney batı yönünde en önemli ek yapılarından biri olan, vaftizhane kısmıdır. Yapı dıştan 4 köşe, içten ise sekizgen planlı olup, üstü kasnaksız kubbe ile örtülüdür. Ayasofya’nın kilise olduğu devirlerde vaftizhane, fetihten sonra da kandil yağları için depo olarak kullanılmıştır. I.Mustafa’nın 1639’da ölmesiyle vaftizhane türbeye çevrilmiştir. Deli Mustafa olarak bilinen padişah balıklara altın para atmasıyla tanınır. 96 günlük ve 1.5 yıllık 2 dönem padişahlık yapmıştır. Arada 4 yıl Genç Osman’ın padişahlığı vardır. Şeyhülislam kararıyla, akli dengesi yerinde olmadığı gerekçesiyle tahttan indirilmiştir.

Onun yanına sonradan 1648’de Sultan İbrahim de gömüldü. I.Ahmet’in oğlu olan I.İbrahim 18. padişah olarak 1640’da tahta çıktı. Aslında deli olmayıp deli dolu davranışlarıyla bilinir. Döneminde çıkan isyan sonunda 1648 yılında boğularak öldürüldü. Yerine oğlu IV.Mehmet geçmiştir.

Türbe de Sultan I.Mustafa, Sultan İbrahim, Sultan I.Ahmed’in kızları, Sultan IV.Murad’ın kızı Kaya Sultan, Sultan II.Ahmed’in şehzadeleri, kızları ile bazı hanedan mensupları gömülü olup, toplam 19 sanduka bulunmaktadır.

 

 

 

 

YORUM YOK

CEVAPLA