12_d

Hayatımızda sıkça kullandığımız deyimlerin İstanbul’a özgü hikayelerini biliyor musunuz?,
işte onlardan İstanbul’a ait bazı deyimler…

Zıvanadan Çıkmak: Zıvana, bilindiği üzere eskiden tütün çubuğunun ağız kısmına konulan kâğıttan yapılmış boruya verilen isim.Yine eşyaların parçalarını birbirine geçmesini sağlayan çıkıntılarada zıvana ismi verilir. Zıvananın yerinden çıkması demek de beklenen hizmetin olmaması anlamına gelir. Dolayısıyla eski İstanbul’da bir olay karşısında “çok öfkelenmek”, “delirmek” manasında zıvanadan çıkmak tabiri kullanılmıştır. Günümüzde de bu deyimin kullanılmaya devam etmektedir.
……………………………………………………………………………………………………………………

İSTANBUL DEYİMLER11

Yelkenleri Suya İndirmek: Bu deyim ,kendini büyük görüp yükseklerde uçan kişilerin, daha sonraları durumlarının farkına vararak eski hallerinden vazgeçtiklerini anlatan bir deyimdir. Eskiden Gemiler,eski zamanlarda çok rüzgârlı havalarda yelkenle yürütülür ve bir gemi, yabancı bir ülkenin sınırlarına girdiğinde ise saygı için yelkenlerini indirmek zorunda kalırdı. Derken bir gün Fatih Sultan Mehmed, Rumelihisarı’nda gezintiye çıkar .Bu sırada bir Ceneviz gemisinin hisara yaklaştığını görür.Ancak gemi yelkenleri indirmemiştir. Kaptan yelkenleri indirmesi konusunda geyimi uyarır ama nafile….Bunu üzerine atih Sultan Mehmed’in emriyle gemi topa tutulur ve batırılır.İşte yelkenleri Suya İndirmek deyimi de buradan gelir.
……………………………………………………………………………………………………………………
galeri_verme-jpg_1

Üsküdar’da Sabah Oldu: Üsküdar’ın deniz kıyısında Valide Sultan ve Mihrimah Sultan camileri vardır. Bu camilerin müezzinleri, karşı tarafta yaşayan padişaha seslerini duyurabilmek ve padişahtan ihsan almak, belki sarayın müezzinliğine yükselebilmek ümidiyle sabah okudukları ezanlarını mutlaka Beşiktaş’taki cami müezzinlerinden önce okurlarmış. İşte bu deyim , vaktiyle aynı hat üzerinde olmalarına rağmen Üsküdar’ın Beşiktaş’tan önce okunan sabah ezanlarından kaynaklanmıştır.

……………………………………………………………………………………………………………………

FESPüsküllü Bela: Osmanlılarda II. Mahmud döneminde resmi başlık olarak kabul edilen fes, ilk zamanlar biraz yadırgansa bile kısa süre sonra halk tarafından da kullanılmaya başlanır. Fesin yaygınlaşması ile çeşitlenir. Değişik renk ve biçimleri, püsküllü ve püskülsüz olanları, hatta püsküllerin çeşitleri sokaklarda görülmeye başlar. Ancak yağmur , kar,rüzgar da kalıbı bozulan, püskülleri sürekli karışan fesin kullanımı zahmetli ve masraflı bir iştir. İşte zamanında kullanılan fesin bu durumuna binaen , zarara ve sıkıntıya yol açan kimse yahut şeyler için söylenen “püsküllü bela” deyimi, buradan gelmektedir.

……………………………………………………………………………………………………………………

İSTANBUL DEYİMLER

Marmara çırası gibi tutuşmak: Günümüzde dahi ocak, soba veya mangalda ateş yakabilmek için çıra kullanılır.İşte eskiden bu çıralar çarşılarda tutam halinde satılırdı. Sakızlı çam ağaçlarıyla meşhur olan Marmara Adasından toplanan ve reçinesi bol olduğu için kolaylıkla alev alan bu çıralar tutam olarak satılırdı. Bu tutamlara ateş ile yakılırsa aniden yanmaya başlardı. İşte bu nedenle aniden parlayanlar, öfkelenenler için “Marmara çırası gibi tutuşmak” deyimi kullanılmıştır.

……………………………………………………………………………………………………………………

dingonunahIRI

Dingo’nun ahırı: İstanbul’da bir zamanlar ulaşım için atlı tramvaylar kullanılırdı.İşte bu yıllarda, iki at ile çekilen tramvaylara, dik olan Şişhane yokuşunu çıkabilmesi için fazladan at koşulurdu. Azapkapı’da tramvaya eklenen bu fazladan atlar, Taksim’de Dingo isimli bir Rum vatandaş tarafından işletilen ahırda dinlendirilirdi. Daha sonra tekrar Azapkapı’ya götürülürdü. Gün içinde girenin çıkanın belli olmadığ sürekli atların girip çıktığı ahırın bu durumundan dolayı bu yerlere “Dingo’nun ahırı” denirdi. İşte bu deyim de buradan gelmektedir.

……………………………………………………………………………………………………………………

hamal_

İpsiz sapsız: Günümüzde de sıkça kullanılan bu deyim, işe yaramayan, boş gezen, serseri kimseler veya birbirini tutmayan, akla yatmayan saçma sapan sözleri karşılamak için kullanılır. Eskilerde Anadolu’nun bazı yerlerinden İstanbul’a çalışıp para kazanmak için adamlar gelirdi. Bunlar genellikle bir becerisi veya iş yapacak parası olmayan kişilerdi ve bunlar, hamallık yaparak çalışmaya başlarlardı. Ancak hamallık yapabilmek için de kişinin ipi yahut ip alacak parası olması gerekirdi. Oysa bu gelenlerden bazılarının ipi ya da ip alacak parası dahi olmazdı. Bundan dolayı çoğu defa “ipsiz” diye hakir görülürlerdi.İşte ‘İpsiz Sapsız’ deyimi de buradan kalan bir deyimdir.

……………………………………………………………………………………………………………………

 

goygoycuGoygoyculuk yapmak: Eskiden Muharrem ayında ilahiler okuyarak kapı kapı dolaşıp dilenen tarikat mensubu kişilere goygoycu adı verilirdi. Bunlar, Muharrem ayından 2 gün önce Üsküdar’daki tekkelerine giderek şeyhlerinin yanında toplanırlar, buradan 4-5 kişilik gruplara ayrılarak semtlere dağılırlardı. Muharrem’in 1.gününden 10. gününün akşamına kadar sokaklarda ilahiler okuyarak dolaşan bu goygoycular, gülbank çekerler ve durdukları kapıların önünde “Cenab-ı Hak evvel ab-ı kevserden sizlere de bizlere de kana kana içmeyi müyesser eylesin!” diyerek dua ederlerdi. Ev sahibinin kendilerine verdiği zahireyi de yine dualarla alır, Üsküdar’daki tekkeye getirir; on günün sonunda toplanan erzakı orada paylaşılırdı. İşte bu durum günümüze kadar deyim olarak “gevezelik, boşboğazlık yapmak” anlamında kullanılarak gelmiştir.

……………………………………………………………………………………………………………………

İSTANBULÇarşamba pazarına dönmek: İmparatorluk döneminde İstanbul’da, haftanın belirli günlerinde belirli semtlerde büyük pazarlar kurulurdu. Çarşamba günleri de Fatih Camii avlusunun duvarından Yavuzselim’e kadar olan ana ve yan sokaklara büyük pazar kurulurdu.(hala bu pazar kurulmaktadır.) Çok kalabalık olan ve çok ilgi gören bu pazarda kalabalık nedeniyle kargaşa ve düzensizlik olabildiği için “Çarşamba pazarı” veya “Çarşamba pazarına dönmek” deyimi kullanıldı. Bu deyim de buradan gelmektedir.

……………………………………………………………………………………………………………………

İSTANBUL DEYİMLER0

Eşref saati: Eskiden İstanbul’da seferler, savaş, düğün, seyahat gibi önemli bir iş yapılacağı zaman önce eşref, yani uğurlu bir zaman gözetilirdi.Çünkü o vaktin uğurlu olacağına inanırdı. Bu inanış Doğu’da ve Batı’da kadim kültürler tarafından da uygulanmıştır. Kişiler önemli bir iş yapmadan önce o dönemin astronomu sayılan bir müneccime başvurur, müneccim de yıldızların hareketlerinden ve gezegenlerin gökyüzündeki durumlarından bir anlam çıkararak eşref saatini tayin ederdi. İşte bu deyimin geldiği ve günümüzde sağı solu belli olmayan bir kişiden bir şey isteneceği zaman “Şu an sırası değil, eşref saatini beklemek lazım” şeklinde de kullanılmakta olması bu nedenledir.

……………………………………………………………………………………………………………………

YELKENLERİ SUYA İNDİRMEK

Eşeğe ters binmek (kulağını tersten göstermek): Osmanlı döneminde bazı suçaları işleyenler , İstanbul’da çarşı gibi kalabalık yerlerde ibret olsun diye eşeğe ters bindirilerek teşhir edilirdi. Bazen de bununlada kalmayıp , suçlunun başına işkembe, bağırsak geçirilirdi. Bu da suçlu açısından küçük düşürücü bir durumdu.Böylece halka da suç işlememeleri için bir mesaj verilmiş olurdu. Bu nedenle Bu deyim günümüzde kolay yolu varken bir işi daha zor ve uzun yollar kullanarak yapmak anlamına gelen “kulağını tersten göstermek”olarak bilinmektedir.

……………………………………………………………………………………………………………………
9_dİnsan kuş misali: Üsküdar’da cüzzam hastalığına yakalanıp kaldıkları “Miskinler Tekkesi”nde, hastalığın en son safhasında olan ve dünya ile alakaları kesik bir halde yaşayan iki derbeder vardır. Bir koğuşun iki ayrı köşesinde yatan bu iki hasta, bir gün nasılsa yerlerini değiştirme kararı verirler. Ancak bu kararı alındıktan sonra her gün konuşup sözleştikleri halde bir türlü kalkıp yerlerini değiştirmezler. Uğraşa uğraşa ancak bir sene sonra büyük bir zahmetle yerlerini değiştirdikten sonra biri diğerine dönerek “İnsan kuş misaliymiş… Geçen yıl neredeydik bu yıl neredeyiz?” der. ? işte bu sözde buradan gelir.

……………………………………………………………………………………………………………………
İSTANBUL DEYİMLER2Mersi, pabucumun tersi!: Tanzimat döneminde Batılılaşmanın hızlı olması ile yeni tipler ortaya çıkmış ve bu tiplerin bazı davranışları halk arasında tepkiyle karşılanmıştır. Alafranga ve şık olarak adlandırılan bu tipler, kılık kıyafetleri, davranışları ve konuşma tarzlarıyla Batılı görünmek ve toplum içinde bu yönleriyle tanınmak çabasında imişler.. Konuşurken Türkçe yerine Fransızca kelimeler kullanmak, Fransızca-Türkçe karışık konuşmayı tercih ederlerdi..Bu tiplerin günlük konuşma diline giren Fransızca kelimelerden biri de teşekkür etmek yerine”Merci! (mersi)”kelimesini kullanmaktı. Bu duruma hoş bakmayan halk “Mersi” kelimesinin sonuna “pabucumun tersi” sözünü ekleyerek alafranga ve şık beylerin züppeliklerine tepkilerini dile getirmiştir. Bu deyim bu nedenle uzun süre varlığını korumuştur.

……………………………………………………………………………………………………………………

Markopaşa-1dönem-1946

Derdini Marko Paşa’ya anlat: Cerrah olarak büyük ün kazanan ve imparatorluk tarihinde mirliva rütbesi alan ilk doktor olan Marko Paşa, Sultan Abdülaziz’in hekimbaşısı ve dönemin Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane nazırıdır. Bulunduğu yüksek mevkiye rağmen kendine gelen herkesi, hatta çözemeyeceği sorunları dahi sabırla anlayışla dinlemesi sebebiyle “derdini Marko Paşa’ya anlat” deyimi doğmuştur.
Hatta onun bu tavrı için şöyle bir hikâye anlatılır:
Pek çok insanın derdine derman olan Paşa, çaresiz kaldığı durumlarda karşısındakini dikkatle dinledikten sonra, – Anladım ama ne? diye sorar. Bunun üzerine hasta derdini tekrar anlatır ancak Paşa, önce sorduğu soruyu tekrar eder: – Anladım ama ne? Bu hal birkaç defa tekrar ettikten sonra ne söyleyeceğini bilemeyen hasta, paşanın yanından ayrılmak zorunda kalır.

……………………………………………………………………………………………………………………

kozizoglukonagi DOLAP ÇEVİRMEK

Dolap çevirmek: Gizli işler yapan, saman altından su yürüten kişilere kullanılan bir deyimdir. Deyimin aslı eski İstanbul’da konaklarının vazgeçilmez bir unsuru olan “dolap”tan gelmektedir. Eskiden Konakta harem ile selamlık vardır. Bu her iki kesim arasında irtibatı sağlayan araca “dolap” denilmektedir. Ağaçtan, silindirik, alt ve üst taraflarından bir mil ile tutturularak çevrilen bu dolaplar ile bir taraftan öbür tarafa yemek kapları, vs. eşya gönderilirdi. Bu dolapların harem tarafında cariyeler, selamlık tarafında ise hizmetçiler kullanırdı. Birbirlerine alaka gösteren ve ev sahiplerinin bundan haberdar olmasını istemeyen konak görevlileri, bu dolap vasıtasıyla haberleşirlerdi. Konaklarda dolabın bu gibi işlerde de kullanılmasından dolayı, günümüzde gizli işler yapmak anlamında olan “dolap çevirmek” deyimi kullanılır olmuştur.

YORUM YOK

CEVAPLA